Image
25.onuryürüyüsü

MLSA

Rabia Çetin

23. İstanbul Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan LGBTİ+'lar ve eylemleri takip eden bianet editörü Evrim Gündüz, gazeteciler Nur Kaya, Yusuf Çelik ile fotoğraf sanatçısı Cansu Yıldıran dahil olmak üzere 53 kişinin yargılandığı davanın ikinci duruşması İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Gözaltına alınanlara işkence yaptığı belirtilen polisler duruşma salonunun kapısından da ayrılmadı. Mahkeme salonunda da bulunan polisler, duruşma bitiminde ise tutuksuz yargılanan sanıkları ve gazetecileri adliye çıkışına kadar takip etti. 

Gazetecilerin adliyeye girişine engel 

Sabah saatlerinde adliyeye gitmek isteyen sanıklar, destek için gelenler Çağlayan Meydanı’nda kurulan barikatlarda polis kontrolünden geçti. Sanıklar duruşmalarının olduğunu belgeyle kanıtlayarak adliyeye girebildi. Destek için gelen LGBTİ+ bireyler ve gazeteciler ise saatlerce duruşmaya alınmadı. 

İşkence yapan polisler duruşma kapısında bekledi 

10.30’da başlaması planlanan duruşma yaklaşık 30 dakika gecikmeyle başladı. Dava salonun yetersiz olması nedeniyle duruşma İstanbul 39. Ağır Ceza Mahkemesi’nin salonunda görüldü. Bu duruşma salonunun da yetersizliği nedeniyle sanıkların birçoğu izleyici kısmından duruşmaya katılabildi. Öte yandan duruşma salonu dışında 104 polis memuru ve üzerinde ‘özel tim’ yazılı çevik kuvvet polisleri hazır bekletildi. Mahkemelerin girişinin bulunduğu alan da hem turnike hem de polis kalkanlarıyla kapatıldı.

Kimlik tespiti sonrası LGBTİ+'lar, aktivistler ve gazeteciler haklarında hazırlanan iddianameye karşı savunma yapmaya başladı. Sanıklar savunmalarında gözaltına alınırken polis tarafından şiddete maruz kaldıklarını, hem gözaltı aracında hem emniyette işkenceye uğradıklarını, Beşiktaş Kaymakamlığı’nın yasaklama kararının kendilerine gösterilmediğini, eyleme katılmayanların da markette, yolda gözaltına alındığını söyledi. Davada yargılanan avukat ve gazeteciler de kimliklerini ibraz ettikleri halde işlerini yaparken gözaltına alındıklarını söyledi. Yargılanan avukatlar polis aracında ve gözaltında işkenceye uğradıklarını söyledi. 

Yargılanan avukat: “İnsanlık onuruna sığmayan muamele gördük” 

Yargılananlardan Kardelen Başak Altınsoy, kendisi dışında üç meslek taşıyla birlikte gözlemci olarak eylem alanı dışında bulunduğunu söyledi.

Aktivist ve gazetecilerin şiddet uygulanarak gözaltına alındığının tanığı olduğunu belirten Altınsoy, eylemden sonra Çırağan Caddesi üzerinde yürürken kendilerini durduran polis tarafından gözaltına alındığını belirterek şöyle konuştu: “Usulsüz bir şekilde kimliğime, telefonuma, çantama el konuldu. Kendi avukatlarımıza ve arkadaşlarımıza dahi haber veremedik. Gözaltı otobüsünün içinde saatlerce bekletildik. Polisten şiddet gördük. İnsanlık onuruna sığmayacak şekilde muameleler gördük."

Gazeteci Gündüz: “İşkenceyle gözaltına alındım” 

Yargılananlardan Bianet editörü gazeteci Evrim Gündüz savunmasında şunları söyledi: “Ben gazeteciyim, Onur Yürüyüşü’ne işimi yapmaya gittim. Basın kartımı gösterdiğim halde telefonuma el konuldu. İşkenceyle gözaltına alındım. Gözaltı aracında, karakolda, hastanede ben ve gözaltına alınanlar işkenceye maruz kaldık. Hastanede işkenceyi belirtmeme rağmen tutanak altına almadılar. Yürüyüşe eylem için değil gazetecilik görevimi yerine getirmek için gittim. Gözaltına alınmam Anayasa'nın 28. maddesi ile güvence altına alınan basın ve ifade özgürlüğünün açıkça ihlalidir.”

Gündüz'ün avukatı Deniz Yazgan ise Anayasanın 28. maddesiyle güvence altına alınan "basın hürriyeti", 34. maddesiyle güvence altına alınan "toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesi olan "Herkes barışçıl olarak toplanma hakkına sahiptir" hükmünü hatırlattı. Beşiktaş Kaymakamlığı'nın yasak kararının hukuki bir zemini olmadığını belirten Yazgan, "Hiçbir gerekçe olmadan barışçıl olduğu açık olan bir eylem engellenemez. Gazeteciler gözaltına alınamaz. Konuşmamız gereken polisin bir gazeteci kimliğini illegal saymasıdır. Burada yargılanması gereken şiddetin failleriyken müvekkillerimiz yargılanıyor. Derhal beraat verilmesi gerekir" dedi. 

Iris Mozalar: “Sözde denilen şey bizim hayatımız, onurumuz” 

Duruşmaya verilen 1 saatlik öğlen arasının ardından ilk savunmayı yapan 

Iris Mozalar savunmasında şunları söyledi: “Ben kaybettiklerimizin yasını tutmak, kalanların yaşam mücadelesine omuz vermek için o eyleme gittim. O gün kamu düzenini bozmak için değil kamu vicdanını hatırlatmak için oradaydım. İddianamede sözde onur gibi, sözde LGBTİ gibi ifadeler kullanılmış. Bu,İfade özgürlüğü ve ayrımcılık adına sorunlu. Sözde denilen şey bizim hayatımız. Eşit yurttaşlık talebiyle oradaydım. Varlığımla onur duyuyorum. Polis bize herhangi bir yasağı bize ibraz etmedi, herhangi bir uyarı yapmadan bizi kovalayıp ters kelepçeyle gözaltına aldılar. Her eylemde ters kelepçelenmekten kollarımda artık sinir sıkışması var. Bize ters kelepçe takan polisler şu an duruşma salonunun önünde bekliyor. Nezarette trans kadın olduğum için tek başına bir koğuşa konularak tecrit edildim. Erkek zanlıların olduğu koridorda tecritteyken bir erkeğin sözlü tacizine maruz kaldım. Adliyeye getirildiğimizde de ek gözaltı süresi kararı olmadığı halde 3 saat fazladan gözaltında tutulduk. Beraatimi talep ediyorum.” 

Gazeteci Nur Kaya: Hem işkence gördüm, hem işkenceye tanık oldum

Daha sonra savunma yapan gazeteci Nur Kaya da savunmasında şunları söyledi: “Gazeteciyim. 4 sene boyunca bu yürüyüşleri takip ettim. Bu eyleme de gazetecilik faaliyeti yürütmek için oradaydım. Görevimi yaparken basın kartımı gösterdiğin halde polis koşarak üzerime geldi. Kolumdan tutup sürüklemeye çalıştı. Tüm savunmalarda yapılan işkence beyanlarına katılıyorum. Hem de bu işkencelerin tanığıyım. Herhangi bir yasak kararından haberim yoktu. Polisin dağılın uyarısını duymadım. Beraatimi talep ediyorum.”

Alman akademisyen turistik gezi sırasında gözaltına alındı 

Gözaltına alınanlar arasında bulunan Alman vatandaşı ve ABD’de akademisyen olan Konrat Pekkip duruşmaya katılmazken avukatı Ayşe Destan Çakıroğlu şunları söyledi: “Müvekkilim Alman vatandaşı, ABD’d araştırma görevlisi. O gün turistik bir gezi yaparken gözaltına alındı. Türkçe bilmiyor müvekkilim, herhangi bir dağılma uyarısını anlaması mümkün de değildir. Müvekkilimin beraatını talep ediyorum.” 

İzleyiciler yine salona alınmadı 

Aranın ardından duruşmayı izlemek isteyen izleyiciler polis tarafından duruşma salonuna alınmadı. Bir avukat hakime izleyicilere izin verilmesi talebinde bulundu. Talebi salonun yetersizliği nedeniyle kabul etmeyen hakim, “Dışarıdaki durumdan biz sorumlu değiliz. O polisler sizi de korumak için burada” dedi. 

Yargılanan avukat: İşkence gördük, İstanbul Protokolü ihlal edildi 

Yargılananlardan avukat Serhat Alan yargılandığı için aynı dosyadaki müvekkillerinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirterek şunları söyledi: “İnsan hakları savunucusu olan LGBTİ+ bir avukat olarak meydana gelebilecek ihlalleri raporlamak için eylem alanına giderken birkaç avukat arkadaşımız polis tarafından ablukaya alındı. Kriz masasından gelen gözaltı bilgisiyle emniyete gitmeye çalışırken gözaltına alındık. Avukat olduğumuzu beyan edip kimliklerimizi gösterdiğimiz halde çantalarımız boşaltıldı. Elimizdeki tutanaklar alındı. Gözaltı aracında polisin hakaretine, şiddetine maruz kaldık. Hastanede İstanbul Protokolü ihlal edilerek ters kelepçeyle muayene zorlandık. İddia makamı gözaltı aracında, gözaltında uygulanan fiziki ve psikolojik işkenceye dair bir soruşturma yapmadı. Yürüyüşün barışçıl olup olmadığıyla ilgilenmemiş iddia makamı. Polisin ‘dağılın’ uyarısına dair tebliğ olup olmadığıyla ilgilenmemiş. Şu an sanık olarak yargılandığım için müdafi görevimi yerine getiremiyorum. Bu da müvekkillerimin adil yargılanma hakkını ihlal ediyor. Tüm sanıklar hakkında derhal beraat kararı verilmesi gerekiyor.”

Polisten sanığa işkence tehdidi

Bazı sanıklar, gözaltındayken işkenceye karşı çıktıkları için polislerin gelip kendilerini “Bağırırsanız daha fazla yaparız” sözleriyle tehdit edildiklerini söyledi. Sanıklar, ters kelepçeli bir şekilde emniyetten adliyeye sevk edilirken de tek tek işkenceye uğradıklarını söyledi. Sanıklar, o gün gözaltı uygulaması gerçekleştiren tüm polislerin işkenceden yargılanmasını talep etti. 

Yargılanan gazeteci: Gözaltında polisin tacizine maruz kaldım 

Daha sonra savunma yapan gazeteci Yusuf Çelik de şunları söyledi: LGBTİ+ gazeteci olarak hem işimi yapmak hem de onuruma sahip çıkmak için oradaydım. Beşiktaş’a gider gitmez ablukaya alındım ve gözaltına alındım. Ters kelepçeyle gözaltına almaya çalıştılar. Bunu kabul etmediğim için polisler beni alanda tel örgülü bir duvarın dibine çekip orada bir süre işkence yaptılar. Hastanede hak ihlallerine maruz kaldık, gözaltındayken hem işkence yaptılar hem de işkence videoları izlettiler. Gözaltındayken polis tarafından fiziki olarak taciz edildim. Yasaklama kararından haberdar değildim. Polisin ‘dağılın’ uyarısını duymadım, herhangi bir uyarı yapılmadı. Beraatimi talep ediyorum.” 

Polis, duruşma salonunda 

Sanıkların ardından avukatların savunmalarına geçildi. Ancak öncesinde sanıklar salonda polisin bulundurulmasına tepki gösterdi. Ancak hakim polislerin dışarı çıkarılması talebini kabul etmedi. 

Avukat Batıkan Erkoç: LGBTİ+ olmak hukuka aykırı değil! 

İlk savunmayı yapan MLSA Hukuk Biriminden Batıkan Erkoç şunları söyledi: “Esasa ilişkin savunma yapmak mümkün değil. Dosyada o kadar çok usule aykırılık, hukuksuzluk var ki. Ayrıca Beşiktaş Kaymakamlığı'nın yasak kararı yok hükmündedir. Çünkü duyurulmamıştır. Duyurulmayan bir idari işlem yok hükmündedir. Kaldı ki bu yıl mahkemeler İstanbul'daki bütün yasak kararlarını iptal etti. Türkiye’de LGBTİ+ olmak, LGBTİ+ bayrağı hukuka aykırı değil. Bu iddianame Rusya’dan ithal edilmiş. Çünkü bu Rusya’da suç. İddianamede önce 33. Onur Yürüyüşü yazılmış ardından 23. Onur Yürüyüşü yazılmış. Ayrıca sözde LGBTİ+ denmiş. Bu salonda yargılananlar LGBTİ+ bireyleri. Şimdi bu insanlar yok mu? Polis fezlekesi birebir olarak iddianameye dönüştürülmüş. İddianamede suçla hiçbir ilgisi olmayan bayrak ve sloganları görüyoruz. Oysa iddianame dağılmama suçuna dair hazırlanmış. Ancak dağılın anonsu, kaymakamlık yasak kararı ortada yok. Slogan atmak da LGBTİ+ bayrağı taşımak da suç değil. O gün görevli polislerin burada dinlenmesini talep ediyorum.” 

“Bu yargılamanın maliyeti 7 Milyon lira”

Sanal devriye uygulamasıyla elde edilen görüntülerin hukuka aykırı deliller olduğunu da belirten Erkoç, 

“Görüntülerden bahsettiniz. 27 kişiye görüntü gösterdiniz. Bunlar sosyal medyadan alınmış. Sanal devriye uygulamasını AYM iptal edeli beş yıl oldu. Bu hukuka aykırı delildir. Bu yargılamanın sonunda beraat çıkacak ve yargılamanın sonu da 53 kişiye karşı vekalet ücretli çıkacak, 2 günlük gözaltı sürecinden de tazminat alacak. Yani yargılamanın maliyeti 7 milyon lira. Bu yargılamanın sonu beraatle bitse de seneye de LGBTİ+ bireyleri yine Onur Yürüyüşü’ne çıkmasın diye bu dosya devam ettiriliyor. Ki bu insanlara ‘sokağa çıkarsanız bu tür uygulamalara maruz’ kalırsınız denilmek isteniyor” dedi. 

“Bu dosyada suça konu edilen şey bir fiil değil, avukatlıktır”

Yürüyüşü izleyen avukat ve gazetecilerin de gözaltına alındığına dikkat çeken Avukat Batıkan Erkoç şöyle konuştu: “Müvekkillerden Hayriye Kaya, LGBTİ+ haklarında çalışan bir avukattır. Diğer müvekkil Cansu Yıldıran ise toplumsal olaylar hakkında çalışan bir fotoğraf muhabiridir. Buna rağmen mesleklerini ifa ettiklerini belirtmelerine rağmen polis tarafından herhangi bir gerekçe göstermeksizin basın açıklamasından tam beş saat sonra yakalama işlemine maruz kalmışlardır. Avukatlık faaliyetleri, ceza hukukunun konusu olamaz. Avukatın bir olay yerinde bulunması, gözlem yapması, müvekkilleriyle temas kurması veya bir mekânda beklemesi, suç şüphesinin kaynağı haline getirilemez. Somut olayda avukatlar, herhangi bir toplantıya katılmaksızın, herhangi bir yürüyüşe dahil olmaksızın, bir kafede oturdukları sırada abluka altına alınmış; olayın fiilen sona ermesinden yaklaşık beş saat sonra, yalnızca avukat olmaları nedeniyle fiili bir suçla ilişkilendirilmeksizin gözaltına alınmıştır. Bu tablo, isnat edilen suçla avukatların davranışları arasında illiyet bağının bulunmadığını açıkça göstermektedir. Ceza hukuku, mesleki kimliği suçun yerine koyamaz. Bu dosyada suça konu edilen şey bir fiil değil, avukatlıktır; bu ise hukuk devletiyle bağdaşmaz.”

“İşkence yapan polisler hakkında suç duyurusunda bulunulsun” 

Erkoç’un ardından savunma yapan avukatlar, mahkemenin sanıklara işkence yapan polisler hakkında suç duyurusunda bulunmasını talep etti. Avukatlar ayrıca duruşma salonu önünde polis sayısının artırılmasına tepki gösterdi. 

Duruşma ertelendi 

Sanık ve müdafi avukatların beyanlarının ardından mahkeme duruşmaya 10 dakika ara verdi. Aranın ardından kararını açıklayan mahkeme, dinlenmeyen beş kişinin savunmasının alınması için gerekli işlemlerin yapılmasına, olay günkü tutanakta imzası bulunan polislerin tanık olarak dinlenilmesi yönündeki taleplerin gelecek celse değerlendirilmesine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 5 Haziran saat 10.30'da.

Duruşma sonrası kalabalık bir polis ekibi yargılanan LGBTİ+'lar ve gazetecileri çıkışa kadar takip etti.