Can Atalay, Türkiye’nin son 20 yılında nerede mağduriyet varsa oradaydı. Soma’da ölen madencilerin yakınlarının, Hendek’teki patlamada yaşamını yitirenlerin yakınlarının, Çorlu tren katliamında ölenlerin yakınlarının, Aladağ’daki tarikat yurdunda yanan çocukların yakınlarının avukatlığını üstlendi. Validebağ Korusu’nun talan edilmesine, Emek Sineması’nın yıkılmasına karşı kurulan dayanışma ağları içinde yer aldı. Gezi Parkı’na AVM yapılması girişimine karşı kurulan Taksim Dayanışması’nın avukatlığını üstlendi. Bu nedenle gözaltına alındı, yargılandığı iki davadan da beraat etti, üçüncü yargılamada 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Can Atalay, öğrencilik yıllarından bu yana sosyalist kimliğiyle tanınıyor. Avukatlığının ilk yıllarında emek mücadelesine destek verdi. Yönetim kurulu üyesi olduğu Sosyal Haklar Derneği ile birlikte birçok toplumsal sorunda hak savunuculuğu yaptı. Cumhuriyet Gazetesi davası başta olmak üzere gazeteci davalarında da görev aldı. 

11’i çocuk 12 kişinin yaşamını yitirdiği Aladağ’daki tarikat yurdu yangını davasında, 301 madencinin canı verdiği Soma maden faciası davasında, yedisi çocuk 25 kişinin hayatını kaybettiği Çorlu tren kazası davasında, yedi kişinin ölümüne ve 127 kişinin yaralanmasına sebep olan Hendek havai fişek fabrikası davasında kurbanlar için adalet arayışını sürdürdü.

Kent hakkının savunulması kapsamında, Emek Sineması’nın yıkılmasına karşı yürütülen kampanyanın örgütleyicilerindendi. Validebağ Korusu’nu korumaya çalışırken 23 Ekim 2014’te dört kişiyle birlikte darp edilerek gözaltına alındı. Aynı gün akşam saatlerinde serbest bırakıldıktan sonra, korunun içerisinde hem zabıta hem polis şiddetine maruz kaldıklarını, araçta tekrar dövüldüklerini, tehdit edildiklerini açıkladı. Gezi Parkı’na AVM yapılması girişimine karşı kurulan Taksim Dayanışması’nın da avukatlığını yürütüyordu. Gözaltına alınarak Gezi Davası’nda yargılanmasının nedeni de bu oldu.

FETÖ/PDY üyeliğinden aranan savcı Muammer Akkaş’ın topladığı delillerin de yer aldığı Gezi Davası soruşturması 2019 yılında tamamlandı. 19 Şubat 2019 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Gezi Parkı protestolarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında iddianamenin tamamlanarak İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ne iletildiğini açıkladı. 4 Mart 2019 tarihinde İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi kendisine gönderilen iddianameyi kabul etti. 657 sayfadan oluşan bu iddianamede, aralarında 1 Kasım 2017’den beri tutuklu iş insanı Osman Kavala’nın ve Kasım 2018’de gözaltına alınan biri tutuklu dört kişinin de (Çiğdem Mater Utku, Ali Hakan Altınay, Yiğit Aksakoğlu, Yiğit Ali Ekmekçi) yer aldığı 16 kişi, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” ile suçlandı ve ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi. 

Savcı 6 Şubat 2020’de açıkladığı mütalaasında;

  • Haklarında yakalama kararı bulunan Ayşe Pınar Alabora, Can Dündar, Gökçe Yılmaz, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, Memet Ali Alabora ve İnanç Ekmekçi hakkındaki kovuşturmanın dosyadan tefrik edilerek haklarındaki yakalama kararının infazının beklenmesini,
  • Osman Kavala, Yiğit Aksakoğlu ve Mücella Yapıcı’nın TCK’nin 312. maddesinde düzenlenen “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs ” suçundan cezalandırılmasını,
  • Çiğdem Mater, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi’nin ise TCK’nin 312. maddesinde düzenlenen “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçunu TCK’nin 39. maddesi uyarınca yardım eden sıfatıyla işlemekten cezalandırılmasını istedi.

Davanın 18 Şubat 2020’deki 6. duruşmasında Osman Kavala ve diğer 8 sanık hakkında beraat kararı verildi.

22 Ocak 2021’de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, Gezi Davası’nda verilen beraat kararlarını kaldırdı. Daire, dava dosyasının yeniden incelenmek ve hüküm kurulmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine hükmetti. Eksik delillerin sağlanması ile yargılamanın devamına karar verildi. Kavala’yı yargılayan İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Şubat 2021’deki duruşmada “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “siyasal ve askeri casusluk” suçlamalarıyla açılan davanın Gezi davasıyla birleştirilmesine karar verdi.

28 Nisan 2021‘de bir başka birleştirme kararı geldi. İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, Gezi davasında ‘hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ iddiasıyla yargılanan ve ‘yurtdışında oldukları için’ dosyası ayrılan Can Dündar, Memet Ali Alabora, Ayşe Pınar Alabora, Gökçe Tüylüoğlu, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu ve İnanç Ekmekçi’nin ayrılan dosyalarının Osman Kavala’nın da yargılandığı ana dava dosyasıyla yeniden birleştirilmesine hükmetti.

28 Temmuz 2021‘de, Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından beraat kararlarını bozmasının ardından Beşiktaş’ın taraftar grubu Çarşı üyelerinin de aralarında bulunduğu 35 sanığın, Gezi eylemleri nedeniyle yargılandığı davanın, Gezi Parkı ana davasıyla birleştirilmesine onay verildi. Yargıtay, her iki davanın birleştirilmesini istemişti.

Birleştirilmiş dosyaların 8 Ekim’deki duruşmasında, Kavala’nın avukatı Köksal Bayraktar dosyaların yeniden ayrılmasını ve müvekkilinin tahliyesini istedi. Savcı ise mütalaasında, Kavala’nın suçun vasıf ve mahiyeti nedeniyle tutukluluk halinin devamına karar verilmesini talep etti. Mahkeme heyeti, Kavala’nın ‘kuvvetli suç şüphesi ve somut delillerin olduğu’ gerekçesiyle tutukluluğuna devam kararı verdi.

4 Mart 2022‘de mütalaasını açıklayan duruşma savcısı, tutuklu yargılanan Osman Kavala ile tutuksuz sanık Mücella Yapıcı’nın, “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlaması ile ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını talep etti. Diğer sanıklar Çiğdem Mater Utku, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi’nin ise “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme” suçlaması ile 15 yıldan 20’şer yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istedi.

Can Atalay tüm yargılama boyunca Gezi Direnişini savundu, inatlı asıl suçlunun Gezi’de şiddet uygulayan güvenlik güçleri ve onlara emir veren yöneticiler olduğunu söyledi. Hatta eylemler sırasında, 1 Haziran 2013'te polisin attığı gaz fişeğiyle vurulması üzerine suç duyurusunda bulundu. Ancak şikayeti zamanaşımı nedeniyle tutuklandıktan bir gün sonra düştü.

Üçüncü Gezi Davası’nın karar duruşması 22 ve 25 Nisan 2022‘de yapıldı.

O tarihte 1637 gündür tutuklu olan Osman Kavala’nın hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs (TCK 312) suçlamasından, takdir indirimi olmaksızın ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmasına,  Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Tayfun Kahraman, Can Atalay ve Yiğit Ali Emekçi’nin hükümeti ortaya kaldırmaya teşebbüse yardım etmekten 18’er yıl hapis cezasına çarptırılmalarına ve tutuklamalarına karar verildi. Yapıcı, Mater, Altınay, Özerden, Kahraman ve Atalay o gün tutuklandı. 

Aynı koğuşta kalan Ali Hakan Altınay, Can Atalay ve Tayfun Kahraman’ı tutuklandıktan üç gün sonra Silivri’de ziyaret eden avukatları Akçay Taşçı, aralarında görev dağılımı yaptıklarını, Can Atalay bulaşığı üstlendiğini söyledi.